Bugün özgürlüğün yılmaz savunucusu gibi görününler, yarın iktidarın ağır tahtına otururlarsa neler olacak?
Özgür Özel’in grup toplantısında, “Günü gelince hesabını sormak üzere bir tarafa not ediyorum” ifadesiyle komutanları alenen hedef göstermesi yankı buldu.
Oysa gerçek adalet, defterlere düşülen notlarla değil, bağımsız yargının terazisiyle şekillenir. Peki, gün geldiğinde hesap sormayı vaat edenler, iktidara eriştiklerinde gerçekten hukuk içinde kalabilecek mi?
“Özgür”lüğün İncelikli Tuzakları
Tarih, devrimle gelenlerin nasıl dönüşüme uğradığını defalarca gösterdi. Ancak burada bir devrim değil, seçimle gelinen bir iktidar mücadelesi söz konusu.
Devrimlerde olduğu gibi bir düzeni baştan yıkmak yerine, var olan düzenin içinde yükselenlerin nasıl şekilleneceği meselesi önümüzde duruyor. Burada örnek, bir devrim ütopyası değil, seçimlerin bizlere sunduğu demokrasi sınavı olmalıdır.
Hukuk devleti dediğimiz o narin çerçevenin içi boşaltıldığında, kimsenin kendisini güvende hissetmediği bir düzen ortaya çıkar.
Yargı, iktidarın değil, halkın güven kapısı olmalıdır.
Lakin, yargıyı da bir sopa gibi kullanma niyetini sezen gözler, gelecek için şüphe duymakta haklıdır.
Geleceğe Düşen Gölge
“Hesap soracağım” diyen bir lider, gerçekten adaleti mi kastediyor, yoksa bir intikam düzenine mi hazırlanıyor?
Eğer hesap sorulacaksa, bunun yeri kürsüler değil, mahkemelerin bağımsız kürsüleri olmalıdır. Bağımsız yargıyı savunmak, ona saygı göstermekle mümkündür; ona yön vermekle değil.
Bugün özgürlüğün türküsünü söyleyenler, ola ki yarın güçle sınandığında hangi şarkıyı söyleyecek? Gerçek demokrasi, hesap sormayı bir tehdit olarak değil, bağımsız yargının görevi olarak görmektir.
Eğer bugünün muhalifi, yarının iktidarında bir cezalandırıcı olarak belirecekse, bu demokrasi için bir uyarı sinyalidir.
Adalet, defterlere düşülen notlarla değil, yasaların tartısıyla ölçülmelidir. Demokrasi, öfkeyle değil, hukukla korunmalıdır.
Bugün bir lider, “hesap soracağım” diyorsa, bunu yargının bağımsızlığı içinde yapacağını kanıtlamak zorundadır.
Özgürlük, iktidar sahibinin iradesine bağlı olamaz; o, hukukla, kurallarla ve güvenle var olur. Eğer bugün not tutan bir lider varsa, yarın defter kapandığında kimlerin sayfada olacağını iyi düşünmek gerekir.
Hakiki demokrasi, muhalefetteyken değil, iktidardayken özgürlükçü kalabilmektir.
Tarih, bu dersi bize defalarca verdi. Ya geçmişin hatalarından ders alacağız ya da yeni tiranları alkışlayacağız.
Unutmamak gerekir ki ““Adaletin terazisini siyaset değil, hukuk tutmalıdır.” demiş Alexander Hamilton…